Horasan’dan Anadolu’ya Vakıf Medeniyeti Ruhuyla MEVLANA YOLU’nda Devr-i Âlem – II

 

Feridüttin-i Attar’ın Memleketi: NİŞABUR

 

Peygamberimizin “Yolcunun duası makbuldür” Hadis-i Şerifi’nin sırrı ile vakıf insanları tarafından kurulan kervan saraylarda konaklayan Bahâeddin Veled’in başını çektiği bu kervanın ilk durağı devrin en önemli ilim ve kültür merkezlerinden Nişâbur olmuştur.

 

Kervan, Nişâbur’a ulaştığında dönemin en önemli ilim adamlarından Şeyh Ferîdüddin Attâr tarafından karşılanır. İranlı meşhur şair, küçük yaştaki Mevlana’yı görür ve ona “Esrarname” adlı eserini hediye eder. Ardından babasına şöyle der: “Çok zaman geçmeyecek ki bu senin oğlun, âlemin yüreği yanıklarının yüreklerine ateşler salacaktır.”

 

Asırlar sonra biz de belgeselci olarak Mevlana’nın izini takip ederken ecdadımızın izlerini görünce duygulanıyoruz. Tahran’da bulunun Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucusu Tuğrul Bey’in anıt mezarı olan Tuğrul Kulesi, geçmiş zamanların ihtişamını yansıtmakta.

 

Selçuklu’nun eski başkentlerinden olan Nişâbur’da geçirilen güzel zamanların ardından ayrılık vakti gelmiştir. Yol uzun, gidilecek şehir fazladır. Kervan, Bağdat’a doğru giderken vakıf medeniyeti ruhu ile Selçuklu’ya başkentlik yapmış bir başka şehir olan Rey’den yani bugünkü Tahran’dan geçer.

 

O sırada Tahran’dan 600 km ötede Tebriz şehrinde ise 25’li yaşlarda olan Şems yaşamaktadır. 5 yaşlarındaki Mevlana gibi Şems’te bir yolculuğa çıkmıştır ama onun yolculuğu manevi bir yolculuktur. Şems, hakikati bulmak için eğitim almaya devam ederken Mevlana ise ilerde hayatını tamamen değiştirecek bu mutasavvıftan bir haber, yoluna devam etmektedir.

 

Mezopotamya’daki Adalet Bahçesi: BAĞDAT

 

Kervanın bir sonraki durağı, uzun yıllar boyunca İslam dünyasının başkenti olan Bağdat’tır. Zenginlerin vakıf kurmak için birbirleriyle yarıştığı vakıf medeniyetimizin ihtişamlı eserlerinin bulunduğu Bağdat’ta dünyanın ilk büyük kâğıt fabrikası, ilk büyük rasathanesi, ilk büyük hastanesi, ilk büyük kütüphanesi kurulmuştur. Dünyanın ilk büyük üniversitelerinden biri olan Nizamiye Medreseleri Bağdat’ta açılmıştır. Dünyanın ilk büyük ilmî araştırma merkezi olan Beytü’l-Hikme Bağdat’ta kurulmuştur.

 

Kadim zamanlarda ilim, irfan, medeniyet, tarih ve kültür başkenti olan Bağdat, ihtişamlı vakıf eserleri ile göz ve gönül ziyafeti sunan bir şehirdi. Bağdat, bugün sözde medeni ülkeler tarafından insanlık suçu işlenerek harap olsa da vakıf eserleri yıkılıp yok edilse de küllerinden doğacak ve yeniden ihtişamlı güzel günlere kavuşacaktır.

 

Kervanın her durağında şehrin ileri gelenleri tarafından karşılanan Bahâeddin Veled, burada da Bağdat’ın meşhur âlimi Şahabeddin Sühreverdi hazretleri tarafından karşıladı. İki büyük âlim, derin sohbetlerde bulundular. Ama Alimlerin Sultanı, burada da uzun kalmayacaktı. Önce Hicaz bölgesine gidip Hac farizasını yapacak, daha sonra da hakkı ve hakikati rahatça anlatabileceği, ilmini nesillere aktaracağı bir yurt bulmak için arayışına devam edecekti.

 

İslam’ın Başkenti: MEKKE

 

İlim ve irfan kervanı, mukaddes topraklara ulaşmıştı artık. Kur’an’da İbrahim suresinin 37. ayetinde “ekin bitmeyen bir vadi” olarak nitelenen Mekke çevresi, İslam ile tanıştıktan sonra manevi anlamda bir Cennet bahçesine dönmüştür.

 

Bahaeddin Veled, Kâbe-i Muazzama’yı tavaf ederken İslam meyveleriyle bezeli bu Cennet bahçesinin huşu dolu atmosferini soludu. Daha sonra Medine-i Münevvere’ye giderek yüce Peygamberimizin miski amber kokan rayihasını teneffüs etti, Ravza-i Mutahhara’ya yüz sürdü.

 

Mevlana yolunu takip ederek geldiğimiz kutsal topraklarda dünyanın dört bir tarafından gelen milyonlarca Müslümanın hac ibadeti coşkusuna ve peygamber sevgisine ortak oluyoruz.

 

Âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamber efendimizin ikram edilmiş şehir Mekke-i Mükerreme’de geçtiği yollardan geçiyor, ilk vahyin indiği Nur Dağı’na çıkıyor, Sevir Mağarası’ndan hicret yolunu takip ederek nurlu şehir Medine’ye geliyor, yeşil kubbe altındaki peygamberimizin türbesine yüz sürüp dua ediyoruz.

 

Sevginin sembolü yüce peygamberimizin geçtiği yollardan geçerek Medeniyetten adını alan nurlu şehir Medine’yi geziyoruz. Asr-ı Saadet yıllarını düşünüyor tarifi imkânsız manevi âlemlere dalıyoruz. Kutsal topraklarda vakıfların çokluğu ve asırlardan beri vakıf ruhunun yaşatılmış olması dikkatimizi çekiyor.

 

Dünyada en çok vakıf kutsal topraklarda bulunuyor. Başta Anadolu olmak üzere tüm İslam coğrafyasında birçok vakıf insanı, kurdukları vakıfların gelirini kutsal topraklardaki hayır hizmetlerine bağışlamış. Vakıf ruhu halen peygamber efendimiz tarafından ilk vakfın kurulduğu bu kutsal topraklarda yaşanıp yaşatılmakta.

 

Sultan Abdülhamit Han Vakfı olan Medine’deki Hicaz Demiryolu istasyon binası ve Hamidiye Camisi göz ve gönül ziyafeti sunuyor. 1322 km uzunluğundaki Hicaz Demiryolu, II. Abdülhamid tarafından 1900-1908 yılları arasında Şam ile Medine arasında vakıf ruhu ile İslam coğrafyasından toplanan bağışlarla inşa ettirilmiştir. Demiryolu hattının inşaatında 2666 kâgir köprü ve menfez, yedi demir köprü, dokuz tünel, 96 istasyon, yedi gölet, 37 su deposu, iki hastane ve üç atölye yapılmıştır. II. Abdülhamid demiryolu boyunca telgraf hattı çekilmesini de emretmiştir.

 

Kutsal topraklardan ayrılmak çok zor olsa da Mevlana yolunu takip ederek Hicaz Demir yolu güzergâhı üzerinden Suriye’nin başkenti Şam’a doğru yola çıkıyoruz. Zira mukaddes yolculuğunu tamamlayıp Hac farizasını bitiren Bahaeddin Veled’in sonraki durağı Şam olacaktı.

DEVAM EDECEK…

Category:

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir